Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ), güçlerini Irak Federal Hükümeti'ne bağlı güvenlik ve askeri yapılarla birleştirme karşılığında silah bırakmayı kabul etti. Ancak örgütün askeri kanadı başta olmak üzere YBŞ içerisindeki bazı çevreler, sürecin nasıl uygulanacağı, savaşçıların hangi güvenlik birimlerine ve hangi statüyle dahil edileceği konusunda henüz nihai bir mutabakata varmış değil.
Yıllardır silahsızlanmayı kırmızı çizgi olarak gören YBŞ'nin bu tutum değişikliği, yalnızca Şengal'deki güvenlik dengeleriyle açıklanabilecek bir gelişme değil. Karar; ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak'taki görevlerinin sona ermesine yönelik takvim, Türkiye'nin Şengal'deki PKK'ye yakın silahlı yapılara yönelik baskıları ve Suriye'de Kürt bölgelerinde yaşanan son gelişmelerin Irak'a ve özellikle Şengal'e yansımalarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken daha geniş bir bölgesel güvenlik tablosunun parçası olarak ortaya çıkıyor.
YBŞ içerisindeki farklı görüşlere rağmen Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi, 11 Eylül 2026'da YBŞ ile yeni kurulan Ezidi partisi Ezidi Davası İttifakı'ndan oluşan ortak bir heyetle gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, YBŞ'nin silahlarını Irak devletine teslim edeceğini ve Şengal Dağı'nın tamamen federal hükümetin kontrolüne geçeceğini açıkladı.
YBŞ nasıl ortaya çıktı?
YBŞ, Ağustos 2014'te Şengal'in IŞİD'in kontrolüne geçmesinin ardından binlerce Ezidi Kürt sivilin öldürülmesi, kaçırılması ve yerinden edilmesiyle sonuçlanan saldırıların ardından, bölgenin yeniden kontrol altına alınması sürecinde ortaya çıktı.
Şengal Direniş Birlikleri, 2015 yılında bölge halkı tarafından oluşturuldu ve Şengal Özerk Yönetim Konseyi'ne bağlı olarak faaliyet göstermeye başladı. Söz konusu konsey ise PKK'ye yakın bir yapı olarak tanımlanıyor.
Şengal Özerk Yönetim Konseyi, IŞİD'e karşı savaşın ardından bölgenin yönetimini sağlamak amacıyla oluşturuldu. Ancak Bağdat yönetimi bu yapıyı tanımadı.
YBŞ'nin ortaya çıkışı, dolayısıyla yalnızca IŞİD'e karşı askeri mücadele bağlamında değil, 2014 sonrasında Şengal'de ortaya çıkan çok katmanlı güvenlik ve idari yapının bir parçası olarak şekillendi.
Türkiye ve Irak'ın baskısıyla silah bırakma
YBŞ yetkilileri, Türkiye ve Irak'ın silahlarını bırakmaları yönünde kendilerine yoğun baskı yaptığını gizlemiyor. Örgüt içerisindeki bazı isimler, bu kararı kendi halklarının güvenliği ve geleceği açısından bir fedakârlık olarak değerlendiriyor.
Şengal Özerk Yönetimi İlişkiler Birimi Sorumlusu Nayif Şemo, YBŞ'nin silah bırakma kararının arkasındaki yaklaşımı, “Kısaca, kendi halkımız için kendimizi feda ettik” sözleriyle ifade ediyor.
Şemo'ya göre kararın temel amacı, Şengal halkının yeniden güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmasını önlemek ve insanların kendi bölgelerini terk etmek zorunda kalmayacağı bir güvenlik ortamı oluşturmaya katkı sunmak.
Şemo, KerkükNow'a yaptığı açıklamada YBŞ'nin silahlarını Irak hükümetine teslim etmeyi kabul ettiğini belirterek, bunun karşılığında silahlı mensupların Irak güvenlik güçlerine dahil edileceğini söyledi.
Ancak sürecin uygulanmasına ilişkin henüz belirlenmiş bir takvim bulunmuyor.
Şemo, “YBŞ, silahlarını hükümete teslim etmeyi kabul etti. Buna karşılık silahlı mensuplar Irak güçlerine dahil edilecek” dedi ve bu kararın alınmasında Türkiye ve Irak'ın uyguladığı baskının da etkili olduğunu ifade etti.
Türkiye, geçmiş yıllarda PKK'ye yakın silahlı grupların bulunduğu gerekçesiyle Şengal'in farklı bölgelerine birçok kez hava saldırısı düzenledi ve zaman zaman kara operasyonu düzenleme tehdidinde bulundu.
Ankara'nın yaklaşımı, yalnızca Şengal'deki YBŞ ile sınırlı değil. Türkiye, halen PKK'nin silah bırakmasına yönelik yürütülen barış süreci kapsamında, Irak ve Suriye'de PKK ile bağlantılı olduğu değerlendirilen silahlı yapıların da benzer bir adım atmasını sağlamaya çalışıyor.
Bu açıdan YBŞ'nin silah bırakma kararı, Irak'ın kendi iç güvenlik politikaları kadar Türkiye'nin bölgesel güvenlik yaklaşımı ve PKK'nin bölgedeki silahlı yapılanmalarının geleceği açısından da önem taşıyor.
Suriye'deki gelişmelerin gölgesinde
YBŞ'nin kararı, Suriye'deki gelişmelerin ardından bölgedeki silahlı yapıların geleceğine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi.
Suriye'nin Kürt bölgelerinde, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolündeki alanlarda bir süre devam eden çatışma ve gerilimin ardından SDG, güçlerini Şam hükümetine bağlı güçlerle birleştirme kararı aldı.
Irak'ta ise ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un görevlerinin bu yıl 30 Eylül'de tamamen sona ermesi planlanıyor. Irak hükümeti de ülkedeki silahlı grupların silahsızlandırılması veya devlet kurumları bünyesine alınması sürecini hızlandırmış durumda.
Bu gelişmeler, Irak'ta devletin silahlı güçler üzerindeki kontrolünü artırma hedefiyle birlikte ele alınıyor. Şengal'deki YBŞ dosyası da bu daha geniş güvenlik ve silahsızlanma gündeminin önemli başlıklarından birini oluşturuyor.
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ezidi heyetiyle gerçekleştirdiği görüşmede, Şengal Direniş Birlikleri ve Şengal Kadın Birlikleri mensuplarının haklarının ve bugüne kadar yaptıkları fedakârlıkların, bu güçlerin Irak güvenlik güçleriyle birleştirilmesi yoluyla devlet tarafından güvence altına alınacağı sözünü verdi.
Ninova / 2022 – Şengal'deki silahlı güçler arasındaki çatışmaya karşı gençlerin protestosu. Fotoğraf: KerkükNow'a özel
2020 Şengal Anlaşması uygulanmadı
Şengal'deki güvenlik sorununun çözümü için daha önce de Bağdat ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında bir anlaşmaya varılmıştı.
Irak hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi, 2020 yılında Ninova'nın batısında bulunan ve statüsü tartışmalı Şengal ilçesinin idari ve güvenlik sorunlarını çözmek amacıyla Şengal Anlaşması'nı imzaladı.
Anlaşmanın temel maddelerinden biri, PKK'ye yakın güçlerin bölgeden çıkarılmasıydı. Ancak anlaşma sahada uygulanmadı.
Bugün Şengal'de hâlâ yaklaşık sekiz farklı silahlı gücün bulunması, ilçedeki güvenlik mimarisinin ne kadar parçalı olduğunu gösteriyor.
YBŞ'nin silah bırakma ve Irak güvenlik güçleri bünyesine katılma kararı, bu nedenle 2020 Şengal Anlaşması'nın uygulanmayan hükümlerinin yeniden gündeme gelmesi açısından da önem taşıyor. Ancak yeni düzenlemenin anlaşmanın öngördüğü güvenlik modelinden ne ölçüde farklı olacağı henüz netleşmiş değil.
Yaklaşık 5 bin savaşçı
Nayif Şemo'nun verdiği bilgilere göre YBŞ bünyesinde yaklaşık 5 bin silahlı mensup bulunuyor.
Şemo, bu güçlerin tamamının aynı güvenlik birimine aktarılması yerine farklı kurum ve yapılara dağıtılmasının planlandığını belirtiyor.
“Yaklaşık 5 bin silahlı mensubumuz var. Bunların bir kısmının Irak'ın askeri güçlerine dahil edilmesi, bir kısmının polis olması, geri kalanların ise özel bir tugay hâline getirilmesi planlanıyor” diyor.
Bu açıklama, söz konusu sürecin klasik anlamda bir “silah bırakma”dan ziyade, mevcut silahlı yapının devletin güvenlik sistemi içerisinde yeniden yapılandırılması şeklinde tasarlandığını gösteriyor.
Nitekim YBŞ içerisindeki askeri kanat da süreci bu şekilde tanımlıyor.
“Silahlarımız savaşçılarımızın elinde kalacak”
YBŞ'nin silahlı güçlerinin sözcüsü Hadi Şengali, KerkükNow'a yaptığı açıklamada, silahların tamamen ortadan kaldırılmasından söz edilmediğini belirtiyor.
Şengali, “Silahlarımız hâlâ kendi savaşçılarımızın elinde kalacak, ancak Irak hükümetine bağlı olacaklar” dedi.
Bu ifade, YBŞ'nin “silah bırakma” kararının sahadaki karşılığının, mevcut silahlı gücün tasfiye edilmesinden ziyade devlet kurumları içerisinde yeniden konumlandırılması olacağını ortaya koyuyor.
Dolayısıyla süreçteki temel tartışma, YBŞ'nin silahlı kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağından çok, bu kapasitenin hangi kurumsal çerçeve içerisinde ve hangi komuta zincirine bağlı olarak varlığını sürdüreceği noktasında yoğunlaşıyor.
Şengali, sürecin yalnızca siyasi veya idari bir kararla tamamlanamayacağını da vurguluyor.
“Daha sonra sorun yaşanmaması için halkın yanı sıra komutanlarımızın ve askeri mensuplarımızın da ikna olması gerekiyor” diyor.
YBŞ ile Irak ordusu daha önce karşı karşıya geldi
YBŞ'nin kuruluşundan 2022 yılına kadar Şengal'in geniş bir bölümü örgütün kontrolünde kaldı.
Ancak daha sonra Irak hükümeti bölgeye dört askeri tugay gönderdi. Bu tarihten itibaren Irak ordusu ve polisi ile YBŞ arasında ortak güvenlik noktaları ve güvenlik dosyaları oluşmaya başladı.
Bu durum özellikle Hanesur, Giruzer, Siba Şeyh Hıdır, Bork, Gohbel, Duhola, Dugri, Bari, Sünuni ve Şengal Dağı bölgelerinde kendisini gösterdi.
Güvenlik alanındaki bu değişim, beraberinde gerilimleri de getirdi.
YBŞ ile Irak ordusu 2017'nin sonlarından itibaren ciddi bir anlaşmazlık yaşadı. 2020'den bu yana taraflar birçok kez karşı karşıya geldi. Çatışmaların sonucunda can kayıplarının yanı sıra binlerce kişi de yerinden edildi.
Daha sonraki dönemde yürütülen müzakereler sonucunda sorunların bir bölümü çözüldü.
YBŞ'nin bazı unsurları da son yıllarda Haşdi Şabi bünyesinde yeniden yapılandırıldı ve bu kişilere düzenli maaş bağlandı.
Bu nedenle mevcut silahsızlanma ve entegrasyon süreci, tamamen yeni bir gelişmeden ziyade, son yıllarda farklı biçimlerde devam eden güvenlik entegrasyonunun daha kapsamlı bir aşaması olarak da değerlendirilebilir.
Güçlerin dağılımı konusunda farklı planlar var
YBŞ'nin askeri kanadının sözcüsü Hadi Şengali, üzerinde durulan plana göre savaşçıların farklı güvenlik birimlerine dağıtılacağını söyledi.
Şengali'nin verdiği bilgilere göre plan şu şekilde:
1.500 savaşçı, Ezidi dini türbeleri ve kutsal mekânlarının korunmasında görevlendirilecek.
1.500 savaşçı, Irak ordusuna bağlı özel bir tugay hâline getirilecek.
500 savaşçı, sınır muhafız güçlerine katılacak.
500 savaşçı ise Federal Polis bünyesine dahil edilecek.
Ancak bu dağılımın nihai bir plan olmadığı, YBŞ içerisindeki görüş ayrılıklarının devam ettiği özellikle vurgulanıyor.
Şengali'ye göre askeri kanat içerisinde henüz kesin bir anlaşma sağlanmış değil.
“Askeri kanat içerisinde henüz nihai bir anlaşmaya varmış değiliz. Birkaç farklı görüş var ve nihai anlaşmaya varılmadan önce bunların tamamının bir araya getirilmesi gerekiyor” diyor.
Şengali, dosyanın son derece hassas olduğunu ve herhangi bir yeni güvenlik krizinin ortaya çıkmaması için yalnızca halkın değil, komutanların ve askeri personelin de sürece ikna edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu durum, Bağdat ile YBŞ arasında siyasi düzeyde bir uzlaşı sağlanmış olsa bile, anlaşmanın sahada uygulanmasının ayrıca müzakere edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Irak hükümetinin hedefi: Silahlı güçleri devlet çatısı altında toplamak
Silahlı grupların silahsızlandırılması veya devlet kurumları bünyesine dahil edilmesi, Ali Zeydi başkanlığındaki yeni Irak hükümetinin temel görevlerinden biri hâline gelmiş durumda.
Bu konu, siyasi ve güvenlik boyutları nedeniyle aylardır Irak gündeminin en sıcak başlıklarından biri.
Hükümet, sürecin ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon güçlerinin görev süresinin sona ermesinden önce tamamlanmasını planlıyor.
Irak Başbakanı Ali Zeydi de devletin güvenlik alanındaki otoritesinin tartışmaya açılmaması gerektiğini açık bir biçimde ifade ediyor.
Zeydi, “Şengal'in çatışmaların arenası hâline gelmesine izin vermeyeceğiz ve devlet çerçevesi dışında hiçbir güvenlik veya askeri otoriteyi kabul etmeyeceğiz” diyor.
Zeydi bu yaklaşımı, Şengal'de istikrarın yeniden sağlanması ve güvenliğin güvence altına alınmasına yönelik bir taahhüt olarak ifade ediyor.
Ancak Şengal'deki mevcut tablo, devletin güvenlik otoritesini tek merkezde toplamasının kolay olmayacağını gösteriyor.
İlçede YBŞ'nin yanı sıra Irak ordusu, Haşdi Şabi, polis güçleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne bağlı Peşmerge Güçleri de bulunuyor.
Ninova'nın batısı / Şengal ilçesinde Ezidi Güvenlik Güçleri'ne bağlı iki savaşçı. Fotoğraf: KerkükNow
Türkiye'nin baskısı
Hadi Şengali, Türkiye'nin YBŞ'nin silah bırakması yönünde yoğun baskı uyguladığını belirtiyor.
Şengali, “Ne yaparsak yapalım, kendi halkımızın yararı için yapıyoruz” diyerek kararın gerekçesini güvenlik ve halkın çıkarları üzerinden açıklıyor.
Ancak Şengali, sürecin Suriye'deki gelişmelerle bağlantılı olduğu yönündeki değerlendirmeyi kabul etmiyor.
Şengal'in Irak-Suriye sınırına yakın konumu ise bölgedeki gelişmelerin birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilmesini güçleştiren önemli bir coğrafi unsur olarak öne çıkıyor.
Şengal, Irak ile Suriye arasındaki yaklaşık 600 kilometrelik sınır hattının yakınında bulunuyor.
Bu nedenle Şengal'deki güvenlik yapılanması, yalnızca Irak'ın iç güvenlik dengeleri açısından değil, Irak-Suriye sınır hattındaki gelişmeler açısından da önem taşıyor.
Şengal'deki sorun yalnızca silah meselesi değil
Ancak Şengal'deki temel sorun yalnızca silahlı güçlerin varlığı ve güvenlik istikrarı meselesinden ibaret değil.
Bölge yıllardır çoklu idari yapı, savaşın yol açtığı yıkım, hizmetlerin yetersizliği ve kitlesel yerinden edilme gibi birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya.
Şengal'deki güvenlik düzeninin normalleşmesi, dolayısıyla tek başına silahlı grupların tasfiyesi veya devlet kurumlarına entegre edilmesiyle tamamlanabilecek bir süreç değil.
Güvenlik sorununun yanında idari otoritenin kim tarafından ve hangi hukuki çerçevede kullanılacağı, kamu hizmetlerinin nasıl yürütüleceği ve yerinden edilen insanların geri dönüş koşullarının nasıl oluşturulacağı da çözülmesi gereken temel başlıklar arasında bulunuyor.
Şengal'deki peşmerge komutanı Mirza Halef, en azından YBŞ'nin silah bırakmasının ilçenin istikrarına katkıda bulunacağını düşünüyor.
Halef'e göre bu gelişme, bölgede hayatın yeniden başlaması için bir temel oluşturabilir.
Halef, KerkükNow'a yaptığı açıklamada, “YBŞ'nin silahlarını devlete teslim etmesini olumlu buluyoruz. Bu, istikrar için çok önemli bir adım ve yerinden edilmiş insanların geri dönme konusunda daha fazla güven duymasını sağlayacak” dedi.
Savaşın yıkımı devam ediyor
Şengal, Ninova'nın diğer bazı bölgeleriyle birlikte 2014 ile 2017 sonları arasında yoğun savaş ve silahlı çatışmalara sahne oldu.
Bu dönemde bölgenin hizmet altyapısı büyük ölçüde tahrip oldu.
Savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen hizmet altyapısındaki yetersizlik, güvenlik alanında tam anlamıyla istikrarın sağlanamaması ve yeniden inşa projelerinin ihtiyacı karşılamaması nedeniyle binlerce aile hâlâ yerinden edilmiş durumda yaşıyor.
Bu nedenle Şengal'deki güvenlik düzeninin yeniden yapılandırılması ile yerinden edilmiş insanların dönüşü arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.
Güvenlik alanında kalıcı bir düzen kurulmadan insanların geri dönüşünün zorlaşacağı, buna karşılık idari ve ekonomik sorunların çözülmemesinin de güvenlik sorunlarının kalıcılaşmasına neden olabileceği belirtiliyor.
Şengal'de iki ayrı idari yapı
İlçenin idari yapısı da uzun süredir tartışmalı.
Şengal'de iki ayrı idari yapı bulunuyor.
Bunlardan biri, eski yönetim olarak tanımlanıyor ve Duhok'ta resmî mührüyle faaliyetlerini sürdürüyor.
Bu yönetim, 16 Ekim 2017'de yaşanan gelişmelerin ardından peşmergenin Şengal'den çekilmesi ve bölgenin Haşdi Şabi tarafından kontrol altına alınmasının ardından ilçeyi terk etmişti.
Diğer yönetim ise Şengal'in içerisinde bulunuyor. Ancak herhangi bir yetkiye sahip değil.
Bu ikili yapı, vatandaşların resmî işlemlerinin yürütülmesinden kamu hizmetlerine kadar birçok alanda sorun yaşamasına neden oluyor.
Ninova İl Meclisi iki yıl önce Şengal için bir kaymakam seçmiş olsa da Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bu atamayı kabul etmiyor.
KDP, IŞİD'in bölgeyi ele geçirmesinden önce Şengal'de geniş ölçüde idari ve siyasi yetkiye sahipti.
Dolayısıyla Şengal'deki idari sorunun çözümü, yalnızca Bağdat ile silahlı gruplar arasındaki anlaşmaya değil, aynı zamanda Erbil-Bağdat ilişkilerine ve Ninova'daki siyasi dengelere de bağlı.
KDP: 2020 Şengal Anlaşması uygulanmalı
Kürdistan Bölgesel Yönetimi İçişleri Bakanı Reber Ahmed, 10 Eylül'de düzenlediği basın toplantısında 2020 tarihli Şengal Anlaşması'nın uygulanması gerektiğini vurguladı.
Ahmed'e göre anlaşmanın uygulanması; Şengal'deki durumun normalleştirilmesi, istikrarın yeniden tesis edilmesi, silahlı güçlerin şehir merkezinden uzaklaştırılması ve güvenlik görevinin polis güçlerine devredilmesi yoluyla gerçekleştirilmeli.
Ahmed ayrıca Şengal için yeni bir kaymakam seçilmesi gerektiğini belirtti.
Bunun ise Ninova İl Meclisi ile siyasi ve idari uzlaşı yoluyla yapılması gerektiğini ifade etti.
Bu yaklaşım, Şengal'deki güvenlik düzenlemesinin idari düzenlemeyle birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle, silahlı grupların geleceği konusunda Bağdat ile YBŞ arasında sağlanacak bir anlaşma, ilçenin statüsüne ilişkin daha geniş siyasi sorunları tek başına çözmeye yetmeyebilir.
Şengal için üst düzey komite oluşturuldu
Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Ezidi heyeti arasındaki görüşmede Şengal için üst düzey bir komitenin oluşturulması da kararlaştırıldı.
Görüşmeye ilişkin yayımlanan açıklamada, komitenin ilçenin güvenlik ve hizmet durumuna ilişkin kapsamlı ve ayrıntılı bir inceleme hazırlamak, mevcut ihtiyaçları belirlemek ve çözüm yolları ortaya koymakla görevlendirileceği belirtildi.
Bu komitenin oluşturulması, Bağdat'ın Şengal dosyasını yalnızca askeri ve güvenlik perspektifinden ele almadığını da gösteriyor.
Zira ilçede kalıcı istikrarın sağlanması için güvenliğin yanı sıra kamu hizmetlerinin yeniden yapılandırılması, altyapının geliştirilmesi, yerinden edilenlerin dönüşü ve idari otoritenin netleştirilmesi gerekiyor.
Irak Başbakanı ile yapılan toplantıya katılan Ezidi aktivist Hayri Ali de KerkükNow'a yaptığı açıklamada, görüşmede Şengal'deki hizmetlerin iyileştirilmesi, halkın sorunlarının çözülmesi ve ilçe halkının konut amaçlı arazi tahsisinden yararlanması konularının ele alındığını söyledi.
Bu açıklama, Irak hükümetinin vatandaşlara yönelik bir milyon parsel arazi tahsis edilmesini öngören girişimini açıklamasının ardından geldi.
Dolayısıyla Şengal'deki yeni sürecin güvenlik boyutuna sosyal ve ekonomik politikaların da eşlik etmesi planlanıyor.
Yeni dönem ne getirecek?
YBŞ'nin silahlarını Irak devletine teslim etmeyi kabul etmesi, Şengal'deki yıllardır devam eden güvenlik tartışması açısından önemli bir değişikliğe işaret ediyor.
Ancak burada “silah bırakma” kavramının nasıl yorumlandığı kritik önem taşıyor.
YBŞ'nin açıklamalarına göre söz konusu süreç, savaşçıların silahlı kimliklerinden tamamen vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Aksine, mevcut savaşçıların Irak ordusu, Federal Polis, sınır muhafızları ve dini mekânların korunmasından sorumlu özel güvenlik birimleri gibi farklı devlet kurumları içerisinde yeniden yapılandırılması planlanıyor.
Bu nedenle sürecin en önemli aşaması, yalnızca siyasi düzeyde alınan kararın açıklanması değil, bu kararın sahada nasıl uygulanacağı olacak.
YBŞ'nin askeri kanadında henüz nihai anlaşmanın sağlanmamış olması da bu açıdan önemli.
Yaklaşık 5 bin savaşçının farklı güvenlik birimlerine dağıtılması planlanırken, komuta zinciri, silahların statüsü, maaş ve özlük hakları, görev bölgeleri ve merkezi hükümetle yerel güçler arasındaki yetki paylaşımı gibi ayrıntıların nasıl çözüleceği henüz tam olarak netleşmiş değil.
Bunun yanında Şengal'de YBŞ dışındaki silahlı güçlerin geleceği de ayrı bir soru olarak duruyor.
Irak ordusu, Haşdi Şabi, polis ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne bağlı peşmerge güçlerinin aynı bölgede varlık göstermesi, ilçedeki güvenlik mimarisinin yalnızca YBŞ'nin silah bırakmasıyla bütünüyle değişmeyeceğini gösteriyor.
Güvenlik anlaşması siyasi sorunu çözmeye yetmeyebilir
Şengal'de yıllardır devam eden sorunların temelinde güvenlik meselesinin yanı sıra idari otorite ve siyasi statü tartışmaları da bulunuyor.
Bu nedenle YBŞ'nin Irak güvenlik güçleri bünyesine alınması, ilçede silahlı yapıların parçalı görünümünü azaltabilir; ancak Şengal'in idari yönetimi, kaymakamlık, yerel yönetim, kamu hizmetleri ve yerinden edilenlerin dönüşü gibi sorunların çözümü için ayrıca siyasi uzlaşı gerekiyor.
2020 Şengal Anlaşması'nın uygulanamamış olması da bu açıdan önemli bir deneyim ortaya koyuyor.
Bağdat ile Erbil arasında imzalanan anlaşmanın üzerinden yıllar geçmesine rağmen öngörülen düzenlemelerin tam olarak hayata geçirilememesi, Şengal'deki güvenlik ve idare sorununun yalnızca teknik bir koordinasyon problemi olmadığını gösteriyor.
Bölgede farklı siyasi aktörlerin, güvenlik güçlerinin ve idari yapıların çıkarlarının kesişmesi, çözümü daha karmaşık hâle getiriyor.
YBŞ'nin silah bırakma kararı, Şengal sorununda yeni bir sayfa açma potansiyeli taşısa da bu sayfanın nasıl şekilleneceği, tarafların sahadaki güç ve yetki düzenlemeleri üzerinde ne ölçüde uzlaşabileceğine bağlı olacak.
Şengal'deki yeni süreç, yalnızca bir silahsızlanma süreci değil; aynı zamanda devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi, yerel yönetimin düzenlenmesi ve savaş sonrası toplumsal hayatın yeniden kurulması süreci olarak da değerlendiriliyor.
Sonuçlar sahada ortaya çıkıncaya kadar ise YBŞ'nin kararı ile askeri kanadın devam eden tereddütleri arasındaki gerilim, Şengal'deki siyasi pazarlıklarla güvenlik gerçekliği arasındaki temel ayrışma noktası olmaya devam edecek.